KARAR: Danıştay 3. Dairesi – E. 2015/9432 / K. 2019/1582 – T. 06.03.2019

Vergi hukuku ve vergi davaları üzerine çalışan avukatların faydalanabileceği, tebligat hukuku ve şirket ortaklarının vergisel sorumluluğu kapsamında Danıştay kararıdır.

ÖZET:

Şirket ortağı adına düzenlenen ödeme emirlerine ilişkin tebliğ işlemlerinin usule uygun gerçekleştirilmediği için, kamu alacağının kesinleştiğinden bahsedilemeyeceği.

T.C DANIŞTAY 3. DAİRE, 2015/9432K. 2019/1582, T. 6.3.2019

İSTEMİN KONUSU : Antalya 1. Vergi Mahkemesi’nin 27/02/2015 tarih ve E:2014/413, K:2015/242 Sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:

Dava konusu istem: Davacı adına, A. Elektrik Mühendislik Turizm Ticaret ve Sanayi Limited Şirketinden alınamayan kamu alacağının tahsili amacıyla şirket ortağı sıfatıyla adına düzenlenen 29/11/2013 tarih ve 2, 3 ve 8 takip numaralı ödeme emirlerinin, 2006 yılına ilişkin kısmının iptali istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Uyuşmazlık konusu vergi borçlarının ilgili bulunduğu 2006 yılında şirket ortağı olan davacı, şirket tüzel kişiliğine ait borçtan hissesi oranında sorumlu tutulabileceğinden ödeme emirlerinin, dava konusu edilen kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Amme alacaklarının zamanaşımına uğradığı, içerik borçlarla ilgili taraflarına herhangi bir bildirimde bulunulmadığı, tüm borçların 6111 Sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun kapsamında ödendiği, borcun şirketten tahsili hususundaki yolların tüketilmediği, Mahkemece mirasın reddi göz önüne alınmadan karar verildiği, borcun ortak sıfatıyla şirketteki sermaye payı olan 29.000-TL kadarlık kısmından sorumlu tutulabileceği ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacının şirket borçlarından sorumlu tutulabileceğinden

düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ESRA ANIK’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

KARAR :

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY :

Dava konusu edilen 29/11/2013 tarih ve 2 takip numaralı ödeme emri içeriği kamu alacaklarına ilişkin asıl borçlu şirket tüzel kişiliği adına düzenlenen ödeme emirlerinin tebliğ alındılarının bir kısmının davalı idarece dava dosyasına sunulamadığı, bir kısmının ise 03/10/2011 tarihinde şirket adına düzenlenen ihbarname ve ödeme emirlerinin şirketin bilinen adresine posta yoluyla tebliğ edilmeye çalışıldığı, tebliğ alındısının arkasına “muhatap adreste soruldu, taşındı, merciine iade” şeklinde şerh düşüldüğü, ancak bu durumun muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memuru huzurunda 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 102. maddesine uygun olarak tespit edilmediği, 3 takip numaralı ödeme emri içeriği kamu alacaklarına ilişkin asıl borçlu şirket tüzel kişiliği adına düzenlenen ödeme emirlerinin tebliğ alındılarının yine 03/10/2011 tarihinde şirket adına düzenlenen ihbarname ve ödeme emirlerinin şirketin bilinen adresine posta yoluyla tebliğ edilmeye çalışıldığı, tebliğ alındısının arkasına “muhatap adreste soruldu, taşındı, merciine iade” şeklinde şerh düşüldüğü, ancak bu durumun muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memuru huzurunda 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 102. maddesine uygun olarak tespit edilmediği, 8 takip numaralı ödeme emri içeriği kamu alacaklarına ilişkin asıl borçlu şirket tüzel kişiliği adına düzenlenen 03/09/2012 tarih ve 4096 takip numaralı ödeme emrinin tebliğ alındısında ise adresinde bulunmadığı hususunun muhtar nezdinde 28/09/2012 tarihinde tespit edildiği, ancak bir sonraki aşama olan ilanen tebligata ilişkin evrakların davalı idarece dava dosyasına sunulamadığı anlaşılmaktadır.

İLGİLİ MEVZUAT:

213 Sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 93. maddesinde, tahakkuk fişinden gayri vergilendirme ile ilgili olup hüküm ifade eden bilumum vesikalar ve yazıların adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta vasıtasıyla ilmuhaberli taahhütlü olarak adresleri bilinmeyenlere ilan yolu ile tebliğ edileceği, 101. maddesinde bilinen adreslerin sayıldığı, şirket müdürünün ikametgah adresinin bilinen adresler arasında yer almadığı, 102. maddesinde, muhatabın zarf üzerinde yazılı adresini değiştirmesinden dolayı bulunamamış olması halinde posta memurunun durumu zarf üzerine yazacağı, aynı maddenin son fıkrasında da adreste bulunamama halinin, komşulardan bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memuru huzurunda icra ve keyfiyet taahhüt ilmühaberine yazılarak tarih ve imza vaz’edilmek ve hazır bulunanlara da imzalatılmak süretiyle tespit olunarak merciine iade olunacağı, 103. maddesinde muhatabın adresi hiç bilinmezse, bilinen adresi yanlış veya değişmiş olur ve bu yüzden gönderilmiş olan mektup geri gelirse, başkaca sebeplerden dolayı posta ile tebliğ yapılmasına imkan bulunmazsa tebliğin ilanen yapılacağı, 104. maddesinde ilanın ne şekilde yapılacağı kurala bağlanmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Bu durumda, ödeme emri içeriği kamu alacaklarına ilişkin asıl borçlu şirket tüzel kişiliği adına düzenlenen ödeme emirlerine ilişkin tebliğ işlemlerinin, usulüne uygun gerçekleştirilmediği dikkate alındığında, kamu alacağının kesinleştiğinden bahsedilemeyeceğinden yazılı gerekçeyle davanın reddi yolundaki verilen Vergi Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1.Temyiz isteminin kabulüne,

2.Antalya 1. Vergi Mahkemesi’nin 27/02/2015 tarih ve E:2014/413, K:2015/242 Sayılı kararının BOZULMASINA,

3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,

4. Yargılama giderlerinin yeniden verilecek kararda karşılanması gerektiğine,

5. 2577 Sayılı Kanun’un ( Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen ) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen onbeş gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 06.03.2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

( X )- KARŞI OY :

6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 3. maddesinde “tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı”, amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacakları şeklinde tanımlanmış, aynı Kanun’un 35. maddesinde limited şirket ortaklarının şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacakları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacağının kurala bağlandığı, 55. maddesinin 1. fıkrasında ise, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere 15 gün içinde borçlarını ödemeleri hususunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı belirtilmiştir. Davacının ortağı olduğu şirketin vergi borçları nedeniyle adına düzenlenen ödeme emriyle takip edildiği olayda, asıl borçlu şirket hakkında yurt çapında yapılan mal varlığı araştırması sonucunda herhangi bir mal varlığına rastlanılmadığı dolayısıyla amme alacağının borcu karşılayacak mal varlığı bulunmayan şirket tüzel kişiliğinden tahsiline çalışılmasının sonuç doğurmayacağı anlaşıldığından, şirketten tahsiline olanak bulunmayan kamu alacaklarının ilgili olduğu dönemde ortağı olduğu ihtilafsız olan davacıdan bu malvarlığı araştırmasından sonra tahsil yoluna gidilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığından, davanın reddi yolunda verilen Vergi Mahkemesi kararına yöneltilen temyiz isteminin bu gerekçeyle reddi gerektiği oyuyla Daire kararına katılmıyorum.